Professor Kamil Vəli Nərimanoğlu vəfat edib. Söz Adamı + Söz Alimi = Kâmil Veli Nerimanoğlu …

Filologiya elmləri doktoruprofessor Kamil Vəli Nərimanoğlu vəfat edib.

Xəbər verildiyi kimi, o, ürəktutmasından dünyasını dəyişib.

Qeyd edək ki, Kamil Vəli Nərimanoğlu 18 avqust 1946-cı ildə Cəbrayıl rayonunda anadan olub.

O, 1993-cü ildə Azərbaycan Respublikası Baş nazirinin müavini vəzifəsində işləyib.

Türkiyədə universitet müəllimi kimi fəaliyyətini davam etdirirdi….

Allah rəhmət eləsin!

PROF. DR. KAMİL VELİ NERİMANOĞLU UÇMAĞA VARDI…

Söz Adamı + Söz Alimi = Kâmil Veli Nerimanoğlu

Ahmet Bican Ercilasun
Nazım Muradov

Türk dünyasının ünlü aydınlarından olan Prof. Dr. Kâmil Veli Nerimanoğlu, yarım asırdan beri geniş anlamda Türkolojinin hizmetinde bulunup onun sorunlarıyla uğraşmaktadır. Türklük Bil’mi’nin (Türkolojinin) çeşitli alt dallarında eserler veren ünlü Türkolog, ele aldığı her konuda yeni ve orijinal fikirlerle dikkat çeker. Dil bilgisinden etnografiye; dilbiliminden kozmolojiye; halk biliminden sanat müziğine; folklordan dil tarihine; mitolojiden mimarlığa; destan poetikasından kültürolojiye; halı sanatından halk musikisine; sanat tarihinden sosyolojiye; edebiyat tarihinden semyotiğe; edebiyat teorisinden muğama; tenkitten saz sanatına; dilbiliminin çeşitli dallarından satranca; Ermeni “sorunundan” çağdaş demokratik değerlerin tebliğine, devletçiliğe… kadar geniş bir yelpazedeki alanlar, bu konularda öz sözünü deyen Kâmil Müellim’in başarılı eserler verdiği bilim, hayat, kültür, sanat dallarından sadece birkaçıdır…
Söz adamı K. V. Nerimanoğlu’nun, bütün yazılarında, ele aldığı konuyu ayrıntılarına kadar bilmesi ve hissetmesiyle, mantığındaki inandırıcılığıyla, ifadelerindeki ikna ediciliğiyle birlikte fikirlerindeki milliliğin hakimiyetini görmek mümkündür. Kâmil Veli, insanın akıl ölçüsünün, daha doğrusu insan aklının ölçüsüzlüğünün, sınırsızlık sembolünün, düyüm noktasının Tanrı olduğuna inanmaktadır. Bu aklın ürünü, bu düşüncenin somutlaşmış şekli olan SÖZ’ün de Tanrıdan geldiğine inanan Kâmil Müellime göre “Allah’ın zerresi olan, Kâinatın zerresi olan, programlaştırılmış Kâinatın özü” olan insanoğlu, bir Tanrı emaneti olan Sözle, Tanrıyla davranırmış gibi davranmalı, Sözü mukaddes saymalı, onu temiz tutup göz bebeği gibi korumakla beraber tasarruflu kullanmalıdır da. Çünkü “Söz insanoğlunu inandırmış, ikna etmiş, korumuş, saklamıştır!”. Söz, sadece insanın sığındığı sırlı-sihirli bir dünya değildir, hem de insanın keşfettiği en büyük dünyadır. Söz – inamdır, inançtır, dünyadaki tüm soyut ve somut kavramların tâ kendisidir. Kâmil Veli’ye göre Sözle kurulan dünyalar – Avestalar, Bibliyalar, Kur’anlar, Kitab-ı Dede Korkutlar… sözün inceliği, zarifliği, keseri, kudreti üzerinde kurulmuş, temeli Söz olan büyük manevi dünyalardır. Bu dünyalardan her birinin zemin farkını da belirten, onlardan birini– Dede Korkut Kitabı’nı tarihin, Türk dünyasının Söze kazıdığı, geçmişle geleceği birbirine bağlayan, birbirine kavuşturan unutulmaz hafızası sayan Kâmil Veli, sadece Türkün maneviyat ansiklopedisi, vatanı ana dili olan Korkut Atamızın kitabının – Dede Korkut dünyasının değil, sözle yaratılmış bütün dünyaların hayranıdır. Söz hayranlığı, Kâmil Müellimi bu dünyaların araştırıcısına çevirerek incelediği hazinenin derin katlarındaki incilerini, bu incilerin sembolik, poetik değerini yüze çıkarmakla görevlendirmiştir.
Söz’ün farkına varan, Söz’ü kullanan insanoğlu, “Söz’ün şeklini kayalara kazımakla” artık “düşünen, duyan, seven insan” olmuştu. Demek ki insanoğlu, kendisini Söz ile keşfetmiş, hayatla, dünyayla ilgili düşüncelerini, duygularını, sevgisini Sözle ifade etmişti… Kâmil Veli’ye göre “dünya hakkında ilk sözü layla (ninni), son sözü de ağı (ağıt) demiş; dünyanın sevgisini bayatı (mâni) dile getirmiş [bir yazısında da ‘Bayatılar, şiirin şiiri, Sözün kaymağı, elat dünyasının yovşan kokulu sihridir…’; ‘Bayatı, cemiyet, edebiyat hadisesinden daha çok tabiat hadisesidir… Bayatı gül-çiçek gibi açar, ağaç misali yapraklanır…’ diyor Kâmil Hoca], dünyanın gelimli-gidimliliğini, dolanbaç yollarını nağıllar (masallar) söylemiş, destanlar yaşatmıştır.” Atasözlerimiz bu dünyanın hikmetini, iç gücünü ortaya koymuş; efsaneler, mitler ise Sözün kanatlarıyla göklere uçmuştur. Söz (dil) var oldukça geçmiş var, gelecek var, vatan var, vatandaşlık var demektir. İnsanın ilk aşkı da söz olmuştur. Kâmil Müellim diyor ki “Yurdun aksakalı söz söyledi, bu söz dilden dile, ilden ile geçip atasözü oldu; el akbirçeği söz söyledi, bu söz iplikten eğrildi, ilme ilme halı gülü oldu, beşik başında ninniye dönüştü. Erenlerimiz savaş günlerinde düşmanın üzerine giderken elde kılınç, dilde sözle yağıyı yendiler; atalarımız barış zamanında elde saban kolu, dilde söz ile toprağı ektiler; elde orak, dilde sözle ekinlerini biçtiler. Söz kolça kopuza da, sarı simli sedefli saza da eşlik etti.” “Medeniyetimizin açarı olan sazımız” (bu ifade, Türk dünyasının büyük şairlerinden biri olan Memmed İsmayıl’a aittir), sözümüzle omuz omuza vererek geçmişin karanlık kapılarını yüzümüze açtı… Erenlerimiz sözün hakkı ile savaşın hakkını eşit tuttu, insanın hakkını sözden, sözün değerini savaştan ayırmadı.
Ağızdan çıkan sözü yayından kopmuş oka benzeten ulularımızın bu teşbihinin ardından Kâmil Dede (genç dostlarından birçoğu bu ağ saçlı söz adamına “dede” diyorlar), Korkut Ata misali diyor ki “gözünün nişanı yey değilse; kolun, yayı gereğince çekmediyse, karşıdaki okun hedefe değil, daşa değmiştir, uzak uzak yağıya kısmet olsun!”.
Kâmil Müellimin mantığındaki Söz, sadece söz değil, ressamın fırçasındaki renktir, bestecinin kulağındaki sestir, halıcının parmağının ucundaki ilmedir, nakıştır. Üstadın öz sözüyle dersek: “El ozanının, gümüşbirçek nenelerin söz ustalığı sözü söze yakıştırmaktadır. Bayatımız, sayacı sözümüz, türkümüz, ninnimiz, masalımız, tapmacamız böyle yaranmamış mı?! Söz ki sözü getirdi, söz ki söze düştü, sanki renk renge düşüyor, hananın ipi birbirine düşen gibi… Bir yiğide bir güzel yakışan gibi… Halkın ağzında bir sözün yüz rengi var…”
Söz renkten düşmüşken (hem de yerine düşmüşken), Kâmil Müellimin ünlü Azerbaycan ressamı Settar Behlülzade hakkında dediği sözlerden birkaçını aktarmak istiyoruz: “… Settar Behlülzade zamandan sıyrılıp zamanı görebilmişlerdendir. Zamanın rengini de, onun ışığını ve gölgesini de görebilmek için zamandan dışarı çıkmak şarttır. Fakat zamandan dışarı çıkıp zamandışı olabilen, dünyada çok az kişi var… Settar, dünyanın gördüğü rüyanın ressamıdır… Renk duygusunu kelam olarak, söz olarak Allah’tan alan Settar, bu renklerin esrarını, mahiyetini daşlardan, otlardan, ağaçlardan aldı… Fuzuli’nin Sözde aradığını, bulduğunu Settar, renklerde, çalarlarda arıyordu… Settar’ın renk bayatıları boya mucizesidir… Settar’ın renk bayatısı, söz bayatısının ikiz kardeşidir. Bu kardeşler birlikte doğmuşlar fakat birlikte ölmeyecekler… Bu günahlı dünyanın günahsız çocuğu olan Settar, dile gelmiş renkleri söz söz okuyordu. Renklerin feryadı Settar’ın parmaklarından taşıp beyaz ketana akıyor, Hakka kavuşan renkler Settar’ı da Hakka götürüyordu…”
Babası usta bir tar çalan (tarzen, tar sanatçısı) olan Kâmil Veli, Azerbaycan medeniyetini tekbaşına temsil edebilme gücünde saydığı tarı çalamasa da baba sanatından ona yadigâr kalan şeyin “Söze olan münasibet” olduğunu der bir yazısında. Yani Kâmil Müellim Söz’ü, Sadıqcan’ın, Qurban Pirimov’un, Behram Mansurov’un, Baba Salahov’un, Ehsen Dadaşov’un, Hebib Bayramov’un, babası Neriman Veliyev’in, Ramiz Quliyev’in, Möhlet Müslümov’un, Ağaselim Abdullayev’in, Firuz Aliyev’in… tarı çaldıkları gibi “çalmış, dillendirmiştir” demek pek yanlış olmaz.
Söz adamı Kâmil Veli, Segâh’ı, Çahargâh’ı sesten daha çok Sözün içinde anlayıp hissettiğini, Sözün rengini işittiğini, Sözün sesini gördüğünü ve babasının kendisine öğrettiği alfabe ile dünyayı, insanı okuduğunu anlatır yazılarında… Fuzuli sözüyle ilgili de şöyle der: “Fuzuli sözü o kadar derindir ki ne kadar derine gitsen de ayağın yere çatmayacak (değmeyecek)… Nevai, Hafız, Fuzuli, söz ritminden daha çok muğam ritminde okunursa daha doğru olur. Fuzuli sözüne düşen Tevrat, İncil, Kur’an, mit, efsane, felsefe ışığı, Fuzuli sözünün içindedir, Fuzuli kendisi ise hiçbir cereyanın, tarikatin, dinin içinde değil…”
Kâmil Müellim, bir zamanlar yurt yerlerimizde seslenmiş temiz kopuz havalarına ulaşmak, sazın geçmişine varan yokuşu ilme ilme ışıklandırmak için kardeş halklarımızın musiki folklorüne başvurma gerektiğini, sözün musiki boyutunun iyice araştırılmasını teklif ediyor. Türkolojide geniş yayılmış uğurlu araştırma metotlarının, Türk halklarının musiki medeniyetine de uygulanmasının zamanının geldiğini söyleyen alim, bu yolda Türk yazı dillerinin ve lehçelerinin karşılaştırmalı-tarihi metotla araştırılmasının denenmiş uğurlu bir örnek olduğunu söyler.
Halılarımızı geçmişten geleceğe gönderilmiş renkli mektuplar sayan Kâmil Veli, bu “mektupların” bütün yaşlar ve zamanlar için geçerli olan dille yazıldığını belirttikten sonra biraz da “ileri gidip” halıya “yazı sanatı” der. “İşaretlerin, nakışların, butaların, boyaların dilinde söz ve cümle gördüğümde, metin arama isteyimi, olup bitmiş ve halıya yansıtılmış bir olayı canlandırma hevesimi, genetik kodun romanını okuma arzumu içimde boğamıyorum” deyen Kâmil Müellime göre en uzun ömür – halı ömrü, en büyük mutluluk – halı mutluluğudur…
Gördüğünüz gibi, Söz adamı olan Kâmil Veli’nin ölçü aleti de, ölçü birimi de Söz’dür…
Söz adamı Kâmil Müellimin hangi yazısında hangi değerli düşüncesini söyleyeceğini önceden kestirmek mümkün değil. Her yazısı sürprizlerle dolu olan Kâmil Veli, diyelim ki bayatı hakkındaki en değerli fikirlerini ressam Settar Behlülzade’yle ilgili yazısında dile getirmiş. Bu sürprizleri görebilmek için Kâmil Müellimin çok sesli yazılarının hepsini sonuna kadar okumak gerekir. Söz adamı Kâmil Dede’nin düz yazıları da şiir gibidir, didaktik değil, ama içi hikmet doludur. Dili akıcı ve sürükleyici, poetik ve düşündürücü, üslubu orjinal ve mükemmeldir. Bu üslupta konuşan Kâmil Veli, Garabağ’ı, Nahçıvan’ı, Derbent’i, Şeki’yi, Şirvan’ı, Muğan’ı, Tebriz’i… karış karış gezen, yorulduğunda da Gövher nenesiyle Selbi nenesinin “dizinin dibini kesip” onları yorarak dinlenen nene torunu “neve Kâmil” ile kültürel sınırları siyasi sınırlarından çok daha geniş yurdunun yurttaşı olan oğul Kâmil’dir. Bu Kâmil, yurdunun sinedefter Şahzade nenesini, Ağabeyim nenesini, Hanım nenesini, Seyid Şahzade nenesini, Mehrinisa nenesini, Meşhedi Ali kızı Telli nenesini, Aşurhan dedesini konuşturan söz adamıdır. Bu bitip tükenmeyen sohpetlerin hepsinde bir saz havası, saz sesi var…
Söz alimi Prof. Dr. Kâmil Veli Nerimanoğlu ise biraz farklıdır; söz kadar geniş, engin olan yurdunun dört bir köşesinden, nenelerinden, dedelerinden derlediklerini Reşideddin’in, Evliya Çelebi’nin, A. Nikitin’in, V. Barthold’un, G. Potanin’in, V. Radloff’un, M. Uraz’ın, B. Ögel’in, M. Tehmasib’in, M. Seyidov’un, M. Ergin’in çalışmaları ışığında yeniden gözden geçiren, onları nesnel bir biçimde araştıran, inceleyen, sunan bilim adamıdır. Bu sunumlarda akıl, keskin zekâ ön plandadır. Hissler, hissedilenler bilimsel kalıplara “hapsedilse” de dile getirilen fikirler ufuk açıcıdır. Bu yazıların dili ve üslubu, eskisine göre bir kadar “kuru” olsa da mantıklı ve seviyeli, iknaedici ve inandırıcıdır. Söz adamı Kâmil Veli’nin yazdıklarını okuduğunuzda kulağınıza saz sesi geliyordusa, söz alimi Kâmil Müellim’in yazdıklarını tar sesi eşliğinde okuyorsunuz…
Söz adamı Kâmil Veli; Cengiz Aytmatov’a, Bahtiyar Vahabzade’ye, Oljas Süleymenov’a, Vidadi Memmedov’a, Anar’a, Ramiz Rövşen’e, Vaqif Cebrayılzade’ye…; söz alimi Kâmil Müellim ise Ahmet Caferoğlu’ya, Kenesbay Musayev’e, Tofiq Hacıyev’e, Ahmet Bican Ercilasun’a, Aydın Memmedov’a, Yavuz Akpınar’a, Mustafa Öner’e, Arif Acalov’a… daha yakındır.
Söz alimi Kâmil Veli; hocalarının öğrencisi, öğrencilerinin muallimidir. Muhtar Hüseyinzade, Elövset Abdullayev, Hâdi Mirzezade, Abbas Zamanov, Firidun Hüseynov, Mir Celal, Ezel Demirçizade, Ali Fehmi, Ağamusa Ahundov, Tofiq Hacıyev, Samet Alizade, Yusuf Seyidov… Kâmil Veli’nin değerli hocaları; Aydın Memmedov, İsmail Memmedov, Şameddin Halilov, Firidun Celilov (Ağasıoğlu), Kâmal Abdulla, Arif Rahimov, Arif Acalov, Nizami Ceferov, Fuzuli Bayat, Ramiz Asker, Vahid Adilov… alim dostları; 1970’li yılların ortalarından itibaren üniversite eğitimi alan kişiler ise onun öğrencileridir. Bu anlamda Kâmil Muallim bu bayrak yarışının, halef-selef ilişkisinin de değerli taşıyıcılarındandır. Çağdaş Türklük Bilgisi (Türkoloji) camiasının değerli mensuplarının çoğu Kâmil Veli Nerimanoğlu’nun sadece meslektaşı değil, hem de dostlarıdır. Alihaydar Atakişiyev, Yaşar Memmedli, Fahri Uğurlu, Laura Cebrayıllı, Minara Aliyeva Esen, Ali Asker, Nazım Muradov… Kâmil Müellim’in birlikte çalışma yaparak destek olduğu gençlerden yani Kâmil Müellimin öğrencilerinden sadece birkaçıdır…
Söz alimi Kâmil Veli birbirinden değerli monografileriyle – Elimizden, Obamızdan, Bakı, 1980; Azerbaycan Türkçesinin Poetik Sintaksisi, Bakı, 1981; Azerbaycan Dili Sintaksisinden Praktikum (E. Abdullayev, A. Ebilov, E. Hasanova ile birlikte); Azerbaycan Dili Tarihi, Bakı, 1983 (T. Hacıyev ile birlikte); Destan Poetikası, Bakı, 1984; Mürekkeb Sintaktik Bütövler, (E. Z. Abdullayev, Y. M. Seyidov, A. Q. Hesenov’la birlikte); Müasir Azerbaycan Dili, IV hisse, Sintaksis, Maarif, Bakı, 1985, s. 435-451; Sözün Sihri, Bakü, 1986; Elin Yaddaşı, Dilin Yaddaşı, Bakı, 1987-1988; Linqvistik Poetikaya Giriş, Bakı, 1989; Dastan Poetikası, İstanbul, 1990; Oğuznameler, Bakı, 1993 (F. Uğurlu ile birlikte); Bizim Sözler – Güzel Sözler, Bağdad, 1991, Azerbaycan Türklerinin Azatlık Elçisi Ebülfez Elçibey, İstanbul, 1992; Yusuf Balasaqunlu, Kutadqu Bilik (Tercüme ve önsöz), Bakı, 1991 (Ramiz Asker ile birlikte); Oljas Süleymenov, Az-Ya, İstanbul, 1993 (Tercüme, yorum ve önsöz, Fikret Türkmen, Mustafa Öner’le birlikte); Türk Dilinin Bestecisi, Ressamı ve Mimarı, Ankara, 1993; Poetika Eposa (Rusça), Bakı, 1994; The Poetiks of “The Book of Dede Korkut”, (İngilizce), Ankara, 1998; Poetika “Kitabi Dede Korkuta” (Rusça). Baku, 1999; Kitabi-Dede Korkud Ansiklopedisi. I, II ciltler, Bakı, 2000 (baş editör ve müelliflerden biri); Türk Dünyası Edebiyatı Tarihi, 30 cilt, Ankara, 2001-2004 (devam etmektedir). Başkan yardımcısı ve müelliflerden biri; Mehemmed Füzûlî – Türkçe Divanın Dibacesi (Ön söz), Bakı, 1999; Alişir Nevai. Mühakimetül-luğateyn (Ön söz), Bakı, 1999; Azerbaycan’ın Devlet Dili Siyaseti, “Türkler Ansiklopedisi” 19. cilt. Ankara, 2002; Z. Hafizoğulları, Sekulyarizasiya. “Svetskiy mir” (Laiklik) (Rusçaya tercüme). Ankara, 1998; Türk Dünyası Nevruz Ansiklopedisi, Ankara, 2004. (müelliflerden biri); Özümüz, Sözümüz, Bakı, 2005; L. Qumilyev, Etnogenez ve Yerin Biosferi (A. Ağakişiyevle birlikte, Rusçadan çeviren, ön söz ve şerhlerin müellifi K. V. Nerimanoğlu), Bakı, 2005; Azerbaycan Dövlet Dili Siyaseti, Bakı, 2006; Menim Fuzûlîm, Bakı, 2006; 1926-cı il I. Bakı Türkologiya Qurultayı (Senedler, ön söz, bibliografiya ve şerhler) (A. Ağakişiyevle birlikde), Bakı, 2006; A. N. Kononov. Rusya’da Türk Dillerinin Öğrenilmesi Tarihi (Azerbaycan Türkçesine Rusçadan çeviren, önsöz ve açıklamalar, Prof. Dr. Kâmil Veli Nerimanoğlu, A. Ağakişiyev), Bakü, 2006; M. Möcüz. Şeirleri (Tertibçi ve önsöz, Kâmil Veli Nerimanoğlu), Bakü, 2007; 1926 Bakü Türkoloji Kurultayı Tutanakları, Türk Dil Kurumu Yay., Ankara, 2008 (Prof. Dr. Mustafa Öner’le birlikte); A. N. Kononov. Rusya’da Türk Dillerinin Araştırılması Tarihi (Çevirenler: Prof. Dr. Kâmil Veli Nerimanoğlu, Yrd. Doç. Dr. Nazım Muradov, Dr. Yakup Sevimli), TDK Yayınları, Ankara, 2009; Azerbaycan Eposunun Poetik Sintaksisi (Bakü, Oskar, 2009, 320 s.); Yunus Emre’nin Poetikası, H Yayınları, İstanbul, 2011, 151 s.)… başta Türkoloji olmakla geniş anlamda bilimin hizmetin durmaktadır.
Bugün görsel Türkoloji ile ilgili ciddi mesai harcayan söz alimi K. V. Nerimanoğlu, uzun yıllar üzerinde çalıştığı tozlu arşiv belgelerinden hareketle ciddi bir “Ermeni projesi” de yapmaktadır. Onun Büyük Felâket – Ermeni Yalanları ve Hakikatin Özü – Araşdırma ve Belgeler kitabı (İstanbul Aydın Üniversitesi Orta Doğu ve Kafkasya Araştırma-Uygulama Merkezi – 1, İstanbul, 2012, 512 s.) bu alanda yapılmış iyi çalışmalardan sadece biridir.
Değerli söz adamı ve söz alimi dostumuz Prof. Dr. Kâmil Veli Nerimonoğlu’nun 70 yaşını canü gönülden kutluyor, ona sağlık, mutluluk ve birbirinden değerli eserlerle dolu nice güzel yıllar diliyoruz.

Bir cavab yazın

Sizin e-poçt ünvanınız dərc edilməyəcəkdir. Gərəkli sahələr * ilə işarələnmişdir